KAPI Dersleri
ARINMAKAPIDERS

Neden Arınma?

20 dk
Okuma

Eşiği Geçerken

Usulsüz vusul olmaz der eskiler. Yolun başındayız. Bu ders, üç düğümü çözecek: 1400 yıllık bir sırrın, "zan" kavramının gündelik hayatımızdaki gizli kumandası; modern laboratuvarların, travma araştırmalarının aynı hakikate nasıl farklı kelimelerle diz çöktüğü ve arınma basamağını atlayıp doğrudan "uçmak" isteyenlerin çarptığı o sert duvarlar.

Nihayetinde tüm kadim nehirlerin neden aynı denize döküldüğünü göreceksin: Önce temizlen, sonra yüksel. Bu bir tavsiye değil, varoluşsal bir mecburiyet.

Bir Ayna Olarak Zan

Attığın her adım, nefes aldığın her an, aslında bir aynanın karşısında duruyorsun. Ama bu ayna, sadece dış yüzünü değil, kalbinin en kuytu köşelerindeki beklentilerini yansıtıyor. OLUK'un üzerine inşa edildiği o sarsılmaz temel, bir Hadis-i Kudsi'de gizli:

"Ben kulumun zannı üzerindeyim. Ben onunla beraberim o beni zikrettiğinde. Eğer beni kendi nefsinde zikrederse, Ben de onu kendi nefsimde zikrederim. Eğer beni bir toplulukta zikrederse, Ben de onu onlardan daha hayırlı bir toplulukta zikrederim."
(Buhari ve Müslim, Ebu Hureyre r.a.'dan)

Zan. Arapça'da iki yüzü var bu kelimenin: Yakîn—kesinlik; Şek—şüphe. Fakat bu mukaddes hitaptaki zan, bir tereddüt değil, bir itimat meselesidir. Beklentidir. Kesin bir inançtır.

İbnü'l-Melik hazretleri meseleyi şöyle damıtır:

"'Ben kulumun zannı üzerindeyim' sözünün manası şudur: Kulum Benden ne beklerse, ona göre muamele ederim. Onun Benden umduğunu yaparım."

Bugün modern psikoloji buna "kendini gerçekleştiren kehanet" diyerek meseleyi laboratuvar diline tercüme ediyor. Sen neye inanıyorsan, bilinçaltın o yöne doğru bir nehir gibi akmaya başlıyor. Rabbimiz 1400 yıl evvel bu pusulayı elimize vermiş. Merhamet beklersen merhamet, cömertlik beklersen cömertlik, af beklersen af bulursun.

Zan'ın Dört Damarı

İbn Ebi Cemre hazretleri, bu beklentinin hayatın dört ana damarında aktığını söyler.

Dua. "Rabbim kabul edecek" diyen el, semaya başka türlü kalkar. "Nasılsa olmaz" diyen el ise kalkmadan düşer. İlki bir kapı çalar, ikincisi kapının varlığından bile şüphe eder.

Tevbe. "Rabbim beni silecek" ferahlığı, insanı O'na koşturur. "Ben çok günahkârım, kabul olmaz" ağırlığı ise ayakları yere çaklar. Biri döner, biri yerinde sayar.

İstiğfar. "Affedildim" huzuru, kalbi genişletir. "Ben affa layık değilim" fısıltısı ise kalbi daraltır. Biri nefes alır, biri boğulur.

İbadet. "Kabul gördü" zarafeti, ameli nurlandırır. "Benim ibadetim ne ki" küçümsemesi ise ameli karartır. Biri verir, biri kendinden alır.

İçerideki Vahşet

Ancak burada bir uçurum var. İbn Kayyım el-Cevziyye bizi o uçurumun kenarında uyarır:

"Hüsn-ü zan ancak ihsan (güzel amel) ile birlikte olur. Güzel amel işleyen kimse Rabbine hüsn-ü zan besler ki, O ihsanına karşılık verecek, vaadinden dönmeyecek ve tevbesini kabul edecektir. Ama büyük günahlara, zulme ve muhalefetlere ısrar eden kişiye gelince; masiyetlerin, zulmün ve haramın verdiği vahşet, onu Rabbine hüsn-ü zan beslemekten alıkoyar."

Vahşet. Ne kadar ağır ve yerinde bir kelime. İçindeki o kirli tortu, suçluluk ve utanç yığınları, senin "iyiliği" bekleme kapasiteni felç eder. Kalbin paslıysa, güneşin ışığını yansıtamazsın. İç sesin "sen buna layık değilsin" diye fısıldarken, nasıl olur da gerçek bir hüsn-ü zan besleyebilirsin?

İşte tam burası, arınmanın neden ilk adım olduğunun düğüm noktası.

Hasan-ı Basri hazretleri bu iki kutbu şöyle ayırır:

"Mümin Rabbine hüsn-ü zan besledi ve amelini güzelleştirdi. Facir ise Rabbine su-i zan besledi ve amelini kötületti."

Bu bir döngü. Ya güzellik güzelliği doğurur ya da karanlık kendi kuyusunu kazar. Birbirini besleyen iki nehir düşün. Biri ışığa akar; güzel zan, güzel ameli doğurur, o amel ise zannı daha da berraklaştırır. Diğeri karanlığa; kötü zan, ameli bozar, bozulan amel kalbi karartır. Arınma, bu ikinci nehrin yatağını kurutmak için.

Formül

Hüsn-ü zannın özünü tek bir denkleme indirgeyebiliriz:

HÜSN-Ü ZAN = NİYET + YAKİN + AMEL

Niyet: "Rabbim'den dönüşümü bekliyorum." Bu, kalbin yönelişidir. Her seansa, her pratiğe bununla başlarsın.

Yakîn: "Rabbim beni yarı yolda bırakmaz." Bu, şüphesiz bir güvendir. Bilinçaltının derinliklerine işleyen bir itimat.

Amel: "Bunun için elimden geleni yapıyorum." Bu, bedenin hareketidir. Pratiklerin düzenli uygulanması.

Üçü birleştiğinde kapılar açılır. Ama biri eksikse?

  • Niyet var, yakîn var, amel yok—bu sadece temenni. Boş hayal.
  • Niyet var, amel var, yakîn yok—bu şüphe. Verim düşer.
  • Yakîn var, amel var, niyet yok—bu ruhsuz hareket. Bereket gelmez.

Hücreler Hatırlar

Şimdi bu manevi iklimden çıkıp modern bilimin soğuk ama dürüst aynasına bakalım.

Dr. Bessel van der Kolk, kırk yıllık araştırmasını tek bir cümlede özetler:

"Travma bir hikaye olarak değil, duyusal deneyim olarak depolanır."

Zihin unutsa da beden unutmaz. Beyin taramaları bize şunu fısıldıyor: Acı hatıralar sadece mantık süzgecinden geçmiyor, kaslarında, sinir uçlarında, hücrelerinin hafızasında düğümleniyor. Yıllar sonra duyduğun bir koku ya da bir ses, seni nedenini bilmediğin bir dehşetin içine fırlatabiliyorsa, bu o düğümün hâlâ orada olduğunun ispatıdır.

Sadece "olumlu düşün" demek yetmez. Çünkü o zan, zihninde değil hücrelerinde lekelenmiştir. Van der Kolk'un önerdiği somatik çözüm, kadim arınma pratiklerinin modern bir yankısı. Bilim, 1400 yıl sonra aynı kapıya geldi. Farklı kelimelerle, aynı hakikat.

Sıralamayı Atlamanın Bedeli

Hiyerarşiyi bozmak, fıtrata karşı gelmektir. Arınmadan yükselmeye çalışmak, çatısı olmayan eve kat çıkmaya benzer.

Spiritüel literatürde "Kundalini Sendromu" denilen, tıbbi kayıtlara ise aşırı beden ısısı, kontrolsüz öfke, kronik yorgunluk ve hatta psikotik ataklar olarak geçen durumlar, usulsüzlüğün neticesi.

Dr. Lawrence Edwards, bunların birer "spiritüel metafor" olmadığını, bizzat hastane kayıtlarına giren tıbbi vakalar olduğunu hatırlatır:

"Hazırlıksız enerji dönüşümü hospitalizasyona yol açabiliyor."

Tasavvufun "nefis tezkiyesi" dediği süreç de tam olarak bu. Şems Suresi'nde Rabbimiz şöyle buyurur:

"Nefsini arındıran kurtuldu. Onu kirleten ise ziyan etti."
(Şems Suresi, 91:9-10)

Kalp temizlenmeden ilahi sırlar o kalbe misafir olmaz. Kirli bardağa zemzem koysan, su bardağın şeklini ve kirini alır. Önce bardağı yıka.

Değişimin Ritmi

Değişim bir gecede değil, bir "devam" fikriyle mümkün. 21 gün efsanesi, popüler kültürün masalı. Phillippa Lally'nin araştırmaları gösteriyor ki, bir davranışın sinir sistemine mühürlenmesi ortalama 66 gün sürer.

Bu süreçte beş katmanda çalışacağız:

Fiziksel. Hücrelerinde saklı toksinler ve kaslarına çöreklenmiş gerginlikler.
Duygusal. Yuttuğun o korkular, söyleyemediğin o kederler.
Zihinsel. Seni "yetersiz" olduğuna inandıran o gizli programlar.
Enerjetik. Tıkanmış akışlar, zayıflamış sınırlar.
İlişkisel. Seni aşağı çeken o görünmez prangalar.

Beden temizlenmeden duygular, duygular açılmadan zihin, zihin netleşmeden ise zan düzelmez. Her şey birbirine bağlı, her şey bir ritim içinde.

Sen Bir Karış, O Bir Kulaç

Hadis-i Kudsi'nin devamında müthiş bir müjde gizli:

"Kim Bana bir karış yaklaşırsa, Ben ona bir arşın yaklaşırım. Kim Bana bir arşın yaklaşırsa, Ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim Bana yürüyerek gelirse, Ben ona koşarak gelirim."

Burada dur ve düşün.

Sen sadece bir karış atacaksın. O ilk arınma adımını, o ilk "evet"i söyleyeceksin. Gerisini O tamamlayacak. Sen yürümeye niyet et, O sana koşarak gelecek.

Ama yürümek için önce ayağındaki o prangalardan, o "vahşet" yükünden kurtulman gerek. Kirli ayakla atılan adım, iz bırakmaz.

O An İçin Yaşamak

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), dünyadan ayrılmadan üç gün evvel şu vasiyeti bıraktı:

"Hiçbiriniz Allahu Teâlâ'ya hüsn-ü zan beslemeksizin ölmesin."
(Sahih-i Müslim)

Üç gün. Son nefesler. En ağır anlar. Ve O, bu mesajı seçti.

Alimler bu hadisten şu hükmü çıkardı: Ölüm anında Allahu Teâlâ'ya hüsn-ü zan beslemek vaciptir. Ama o son anda hüsn-ü zan besleyebilmek, bir ömür süren arınmanın meyvesi. O berraklık, bir gecede kazanılmaz. OLUK'ta öğreneceğin her pratik, seni aslında o ana hazırlıyor.

Kapı Açık

Arınma fazı, bu negatif döngüyü kırmak ve ruhun "diriliş" müjdesini başlatmak için bir kapı.

İçindeki o eski sinir yollarını, o karanlık zannı geride bırakıp, sana "koşarak gelen" o sonsuz rahmete bir karış yaklaşmaya hazır mısın?

Hazırsan, kapı açık.

Sıradaki Ders

Ferrari MetaforuDevam Et